Kitaplarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitaplarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2011 Pazartesi

NÂZIM BANA SESLENİR GİBİ: "BÜYÜK İNSANLIK"


   Güzel şeylerden bahsedelim bugün.

   Bir ay öncesini hatırlayalım. Biliyorsunuz, bir ses kaydı ortaya çıkmıştı ve bu bantta Nâzım Hikmet şiirlerini okuyordu. Bu yeni çıkan bant kadar heyecan verici bir ayrıntı da, Nâzım'ın daha önce bilinmeyen iki şiirinin de kayıtta yer alıyor olmasıydı.
   Sonradan öğrendiğimize göre, Bedri Rahmi Eyüboğlu tarafından 1961'de gerçekleştirilmişti bu kayıt (Şair, 1965'e kadar yasaklı kaldı) ve bin bir tembihle, kimseye verilmesin diye oğlu Mehmet ve gelini Hughette'e bırakılmıştı. Aile de Nâzım'ın yasaklı olduğu seneler boyunca kayıttan kimseye bahsetmemiş, ancak bu günlerde Eyüboğlu'nun yayın hakları sahibi İş Bankası Kültür Yayınları'na söz etmiş; onlar da büyük bir heyecanla hemen kaydı yayımlamak istediklerini aileye iletmişlerdi (Hangi yayıncı heyecanlanmaz ki?). Kayıt öyle saklanmıştı ki, evin içinde bulunması bile bir hafta sürdü.1 Buradaki bir sorun da şuydu: Nâzım'ı yayımlama hakkı da Yapı Kredi Yayınları'ndaydı. O zaman bu kaydı kim yayımlayacaktı? İki yayınevi de kitabın hakkını birbirine devredip o onurdan mahrum kalmamak için birleştiler ve Türkiye'de pek örneği görülmemiş şekilde, kitap ülkenin en büyük iki yayınevi tarafından "ortak" yayımlandı. Kitap geçen ay çıktı; ancak ben bilerek kitabı aldığım bu günlerde size bahsedebiliyorum.
  
   Bin bir heyecanla aldığım bu kitapta iki yayınevinin de logosunu görmek beni mutlu etti. Başka bir ayrıntı var ki, Notos'un kitapları dışında hiçbir kitapta böylesine özenli bir tasarım görmemiştim. Kitabın sert kapağı, içinden çıkan cd, cd'nin üstü, içinde yer alan, Nâzım'ın annesi Celile Hanım tarafından çizilen portre, kitap sayfaları bana: "Böyle kitaplar yayımlanabiliyorsa biz normalde kitap diye bildiğin kâğıda para veriyormuşuz." dedirtti. Bu sebeple, ilk bakışta dahi fark edilebilen özenleri için, bir Nâzımsever olarak iki yayınevine de teşekkür ederim. Portreden bahsetmişken, bu portrenin de Bedri Rahmi'ye verildiğini ve ilk kez bu kitapta görüldüğünü not düşeyim.
  
   Cd'yi dinlemeye başladığınızda önce Bedri Rahmi'nin "Yalnız patırtı yapma şimdi" sesi duyuluyor. Ve Rahmi, "Mor" şiirini okumaya başlıyor. (Kaydın güzel yanı da iki şairin sesini aynı anda duyurması olsa gerek) Bunun sebebi, yasaklı olan Nâzım'ın bu kaydı bir gün bulunursa imha edilmesini önlemek. Polis baskın yaptığında, kasetten Bedri Rahmi'nin sesini duyacak ve böylece kayıt korunabilecek. Sonra da Nâzım sırayla 58 şiirini okuyor. Arada konuşmalarını da duyuyoruz (En heyecan duyduğum kısım). "Başlayayım mı Üstat" diyor şair, diğer edip de "Başla Reis" diyor sonra. Nâzım bir ara yoruluyor ve sıradaki şiir uzun olduğu için biraz dinlenmek istediğini söylüyor. Kaydın sonunda bir söyleşi de bulunuyormuş; ancak bu söyleşi Fransızca olduğu için cd'den çıkarılmış (Bence konmalıydı). Ve bu söyleşiyi Türkçeye Ali Berktay çevirmiş, kitabın son kısmında okunabilir.
  
   Tahmin edileceği üzre, ben cd'yi dinlediğimde heyecandan elim ayağıma karıştı. Yıllarca sevdiğim, şiirlerini okumuş olmaktan gurur duyduğum Nâzım ve biricik "Karadut"umun şairi Bedri Rahmi'nin sesini dinlemek, onların yanı başındaymışım yanılsamasını verdi ve gözlerim doldu. İçim dolu dolu dinledim cd'yi. Nâzım'ın bariton ve kendine has sesi, kimi harflere bastıran, bir hatip gibi söylediği "i"ler, "gülüm"ü en güzel söyleyen, normaldeki iddialı, baskın karakterine rağmen oldukça naif söyleyişi şaire daha yakın hissettirdi. Artık Nâzım yalnızca tarihten sevdiğim biri değil benim için.
   Nâzım ve Eyüboğlu bu kaydı her ne kadar Nâzım'ın sesinin Vera'ya kalması için yapmış olsalar da, bizim için böylesine mühim bir tarafı var işte. Bunun için belki de tüm yazarlar gelecekteki okurlarına seslerini bırakmalılar.
  
   Nâzım'ın "Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden" dizesiyle başlayan ve ilk kez ortaya çıkan şiiri ve yine harika bir "Bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak" dediği, Türkçede ilk kez yayımlanan şiiri, diğer tüm şiirleri gibi yüklü, muazzam. Şaşırtmıyor. Bunları ilk kez şimdi okumak da şair sanki bugün yazmış gibi bir heyecan yaratıyor doğrusu. Bir tek "Vera'nın Uykudan Uyanışı" adlı, güzel bir kadının bileklerini izlediğimiz, puslu bir Rus tablosuna bakarmış izlenimi veren güzel şiiri okurken yadırgadım şairi. Çünkü ben bu şiiri içimden hep başka okurdum, öyle anlam kazanırdı. Ve ne tuhaf değil mi, şairine şiiri yakıştıramadım okuyuşta.

    Daha önce Hıfzı Topuz'un kayıtlarından Nâzım'ın sesine ulaşmıştık, biliyorsunuz. Kitapta öğrendiğimiz ayrıntıya göre, şairin yakın arkadaşı Hıfzı Topuz ve Güzin Dino'nun bile bu kayıttan haberi yokmuş. Nâzım denince bugün akla gelen M.Melih Güneş de bilmiyormuş. Yani tek şaşıran biz değiliz. Televizyonda bu kaydı anlatan Melih Güneş, yıllardır Nâzım'ın yabancı kaynaklarda söz edilen bir iki şiirini bulmaya çalıştığını, birini bu kayıtta bulduğuna çok sevindiğini (Üstelik o şiirler bulunsa bile Türkçeye çevrilecek, özünü kaybedecekti, bu has be has Türkçe; daha kıymetli), sırada bir şiir daha bulma hedefi olduğunu söylemişti. Edebiyat adına bu senenin en önemli olaylarındandı bu kaydın bulunması şüphesiz. Editörleri Melih Güneş ve Rûken Kızıler'e de teşekkür edelim özenlerinden dolayı yeri gelmişken.

     Kitabın, yüksek kalitesine rağmen herkese ulaşsın diye 14 liraya satıldığını söylüyor Raşit Çavaş. 2 İlk baskıda beş bin adet basılmış ve hedef de elli bin. Ocak ayında 30 bin satan kitabın baskıları tükenince şubatta 10 bin adet daha basılarak beşinci baskısını yaptı. Elbette Türkçenin en büyük şairlerinden Nâzım'ın kitapları milyonlarca satılmalı, her evde bulunmalı. Evinizde hiç Nâzım kitabı yoksa ve yeni okumaya başlayacaksanız bu kitabı almanız şahane olur.
  
   Bu ay, "Sözcükler" dergisinde de Nâzım'ın daha önce Türkçe yayımlanmamış bir yazısı ilk kez yayımlandı. Ve hatta şairin bildiğimiz doğum tarihinin yanlış olduğunu, gerçekteki doğum tarihini de öğrendik yakınlarda.
  
   Bu yıl, ondan çok haber alıyoruz, şanslıyız kısacası. Bir de, onu yalnız bir ideolojinin sözcüsü olarak gören, bundan dolayı yeren ya da sahiplenen insanlardan çıkıp şair yönünü unutmasak, önyargıları kırsak ve herkes, bir kez olsun onun şiir sesini duyabilse; bu yıldan daha ne isterim?
  
   Eşi Vera'ya bu kayıt için söylediklerini ekleyerek bitirelim yazıyı, çünkü ben daha güzel bir söz edemem:

"Sana tüm şiirlerimi banda kaydedeceğim. Yaşamımın tüm sesi seninle kalsın. Sonra Türkiye'ye de ver bu sesi. Bizim barışmamız ölümümden sonra olacak. Ülkeme dönmek için ölmek zorundayım."
   Oysa ölmesi yetmedi.


1.  “Büyük İnsanlık Kendi Sesinden Şiirler”, Yapı Kredi Yayınları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s.IX
2.  http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=nazim-hikmet8217s-longtime-secret-reveals-2011-01-16

3 Kasım 2010 Çarşamba

Tüyap Kitap Fuarı'ndan Aldıklarım

 Kitap fuarı, geçen haftasonu başladı, biliyorsunuz. Pazar günü de sona erecek.
 Fuara iki defa daha gidecek olmama rağmen-söyleşiler, alamadığım kitaplardan ötürü- ilk gittiğimde aldığım kitapları paylaşayım dedim.
 Fuar, görünüş açısından her senekinden ne eksik ne fazla. Birkaç yenilik yine de var. Yalnız, ilk kez fuarın bir onur konuğu var: İspanya. İlk kez ikinci el kitapçılar fuarda yer alıyor ve bu sene yayınevlerinin standları biraz daha gösterişli sayılabilirdi.
 Geçen senekine göre, biraz daha az insan var gibi geldi bana.
 Fuara gittiğim gün, başbakan da bir açılışa katılacakmış; bu sebeple üç saatte fuara gittim ve yayınevleri yine doyurucu indirimler yapmamışlardı. Ama ben bir sene beklediğim için, istediğim kitapların bir kısmını aldım.

 Bu sene fuarın gözdesi, harika, üstünde kitaplar alıntılar olan karton poşeti, alışverişlerinizde kâğıt görünümlü hediye eden ve standda duran Semih Gümüş'le Notos Kitap. Yanda tavsiye ettiğim kitap da bu yayınevinde basıldı. Gerçekten çok hoş kitaplar var. Buradan ne alabileceğinize gelince, ilk iki gün, yayınevinde en çok "Katedral" adlı kitap satıldı. Haberiniz olsun. (Ben de alacağım bunu)
   Bu haftasonu da Semih Gümüş'le sohbet etmeye gideceğim Notos Kitap'a.

 Yapı Kredi Yayınları'nda, düzeltmeni olduğum, çok hoş ve klasik öyküler içeren Birsen Ferahlı'nın "O Yaz" adlı kitabını da tavsiye ederim. Keyifle okunabilir.
   Can Yayınları'nda, en az kırk kitapta aklım kalmıştır. Gerçekten mükemmel kitaplar var. Ama ben Haldun Taner Öykü Ödülü'nü alan "Bir de Baktım Yoksun"u aldım yalnız. Çünkü Türk yazarlara biraz da destek olmamız gerektiğini düşünüyorum. Kitabın yazarı Yekta Kopan'ın röportajlarında, biraz da babasından bahsettiğini okuduğum bu kitabı çok merak ediyorum.

 En güzel kitapları basan, kapandığına çok üzüldüğüm Adam Yayınları (Keşke kapanmasaydı), kimi kitaplarını %70 indirimle satıyor. Es geçmeyin. Sadece Tüyap Kitap Fuarı'nda bulabildiğimiz, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu kitaplarına da bir göz atın.
  Fuara yeniden gitmeden, bu haftasonu ne gibi etkinlikler olacağını size bildireceğim. Bu yazı, kısa kısa bilgi verdiğim, daha çok fotoğrafları paylaştığım bir yazı olsun istiyorum.

 Unutmadan, Grange hayranları yazarın Türkiye'ye geldiğini ve yine haftasonu imza günü olduğunu umarım biliyorlardır!

                                                               *       *       *


   O gece, sabaha kadar kitap eklerini okudum. Gözlerim şiş halde gittim fuara; ama işte ben zaten bunu seviyorum ya! Notlar aldım, etkinlikleri işaretledim. Kitap eklerinin fuar sebebiyle yüz sayfaya kadar çıkmalarından deli gibi keyif aldım.



 Yanımda da, babamın getirdiği hakiki salep eşliğinde:



Ve aldığım kitaplar. Önce yeni Türk edebiyatı kitapları:

Sema Kaygusuz, Hakan Günday, Şebnem İşigüzel ve Yekta Kopan. Bukowski seviyorsanız, yeraltı edebiyatı örnekleri okumayı sevenlerdenseniz, Türk edebiyatındaki yansımalarını görmek için Hakan Günday'ı okumalısınız. Dot Tiyatro'da da şu an oyunlaştırılan "Malafa" adlı eseri sergileniyor, bunun da haberini vermiş olayım.



Dünya edebiyatının en güzel örneklerinden:

Yeni Romancı Nathalie Sarraute (Kaç zamandır listemdeydi), Truman Capote, Baudelaire'in çağ açmış, edebiyatımızı kökten etkilemiş kitabı-hem de Tahsin Yücel çevirisiyle- "Paris Sıkıntısı", büyük şair e.e.cummings'ten seçme şiirler. Nathalie Sarraute'nin kitabı "Yeni Roman" akımı hakkındaki görüşlerini içerir. kitabın ismi ise bence harikadır.


Semih Gümüş'ün çıkardığı şahane edebiyat dergisi Notos Öykü'nün bende olmayan sayısı, Nobel'e aday olmuş, imlayla dansına hayran olduğum Leylâ Erbil, size daha önce okumayı istediğimi söylediğim, kitabın gelecekte nerede olacağına dair Umberto Eco ve Jean Claude Carriere söyleşilerini içeren "Kitaptan Kurtulabileceğinizi Sanmayın" (Bu senenin en güzel kitaplarından biri), Gündüz Vassaf'ın modern toplumlarda gündelik hayattan bahsettiğinden direkt çektiği kitabı "Cennetin Dibi", Türk Dili Dergisi'nin "Türk Şiiri" sayısı (Bu hacimdeki bir dergi, 4.5 lira, inanılır gibi değil), İlhan Berk'in en güzel kitabı "Galile Denizi".


Kötü edebiyatı da okurum; ama para vermem. Kütüphanemi utandırmadığımı tahmin ediyorum.
Bakalım, ikinci gidişimde hangi kitapları alacağım?

19 Ağustos 2010 Perşembe

29. İstanbul Beyazıt Kitap Fuarı


  Her sene buraya yazmam bir gelenek haline geldi. Bu yıl da yazmasam içim rahat etmezdi. (Bu yazı Milliyet Blog'da yayımlandığı için böyle bir cümle kurdum tabii. Geçen yıllardaki fuar yazılarım için, Milliyet Blog'daki sayfama gidebilirsiniz.)
 
  Sultanahmet Kitap Fuarı'ndan bahsediyorum. Ramazan'da, Sultanahmet Camii avlusuna konuşlandırılan kitap odacıklarının bu yıl bir farkı var: Artık Beyazıt Meydanı'nda yer alıyorlar. Onlar için özel ve büyük bir çadır yapılmış ve böyle çok daha derli toplu olmuş.
 
  Dün akşam oradaydım.

  Beyazıt Meydanı, müziğe, coşkuya doyuyordu o saatlerde. Bense iftarımı kitaplarla yaptım.
  Okuma alışkanlıklarım, kitaplara ve kitapçılara bakış açım gün be gün- içine girdikçe- değişiyor, şaşkınlıkla bunu fark ettim. Çünkü ben sadece dört yayınevine uğradım: Kubbealtı, Ötüken, Akçağ ve Dergâh. Çok eskilerde, "Ölü Canlar"ı herhangi bir yerden alırdım belki; ama şimdi, en önce eseri kimin çevirdiğine ve eserin naif sırtını hangi yayınevine dayadığını bilmem gerekiyor. Bu dört yayınevi de, Türkoloji alanında hangi kitabı alsam içimi rahat ettiriyor.
  Kitap fuarının benim açımdan önemi ise şu: Burada kitaplar Tüyap'takinden daha büyük indirimlerle satılıyor. Ve, mahiyet olarak biraz daha muhafazakar yayınevleri genellikle bir tek bu fuarda bulunuyor. Onun için, bu yayınevlerinden almak istediğim kitaplar varsa, neredeyse bir sene bu fuarı bekliyorum diyebilirim. Elimdeki pek çok kılavuz kitabı ben bu fuardan aldım, size de tavsiye ederim.
  Gelelim benim fuardan neler aldığıma ( Kitapların hepsini, borçlandığım yakınım sayesinde "veresiye" aldım; bu vesileyle kendisine de teşekkür edeyim).

   
  En önemli fırsatı Ötüken Türkçe Sözlük'le yakalamış oldum. Normalde 300 liraya satılan beş ciltlik sözlüğü 190 liraya aldım. Sözlüğün hikâyesini de görevliden dinledim bu vesileyle. Bu sözlük, Türkçenin en büyük sözlüğü. 246 bin sözcük içeriyor. Sözlüğün derleyicisi Yaşar Çağbayır, emekli bir edebiyat öğretmeni. Kendisine sorulan iki kelimenin anlamını bir türlü bulamıyor ve onları ararken taradığı eserlerden sonra, 38 yıllık bir emekle bu sözlük ortaya çıkıyor.( İyi ki ömrünü güzel işlere adayan insanlar var.)
  Orhun Yazıtları'ndan bugüne 18 bin Türkçe eseri taramış Yaşar Çağbayır. Ve bu sayede, kelimelerin kökenlerini, Osmanlıca yazılışlarını, Göktürkçe, Uygurca kelimeleri, yöresel ağızlara ait söyleyişleri içeren bir sözlük olmuş elimdeki. "Bu kelime kesin yoktur." diyerek aradığınız yerel kelimeleri mutlaka buluyorsunuz. Dün tecrübe ettik.
  Çıktığı andan itibaren çok rağbet gören Kubbealtı Misalli Türkçe Sözlük'ten bir hafta sonra çıkmış bu lugat. "Pek çok kişi pişman oldu." deyiverdi yayıncısı.
  Ayrıca içinden bir cd çıkıyor. Bu cd, aktivasyon kodu içeriyor. Sitesine üye oluyorsunuz ve her kelime güncellemesi, eklemesinde size bildiriliyor. Benim ilk anda çok beğendiğim bir sözlük oldu Ötüken Türkçe Sözlük; kelimelerin sergüzeştine meraklıysanız ve evinizde her şeyi içeren tek bir sözlük olsun istiyorsanız, tavsiyemdir. Fuar süresince indirimli olduğu için kaçırmayın.
  Ötüken'den bir de, İbrahim Kafesoğlu'nun Türk tarihini, kültürel ve sosyal hayatını anlatan kılavuz eseri "Türk Milli Kültürü"nü aldım. 20 liraydı, sözlük aldığım için 10 liraya düşürüldü.
  Kubbealtı'nın çoğu kitabını topladığım için ve Kubbealtı pek yeni yayın yapmadığından oradan bir şey alamadım. Burada tavsiye edebileceğim kitap, hocamın emekleriyle basılan Yahya Kemal'in "Kendi Gök Kubbemiz" kitabının özel prestij basımı. Bu turkuaz renkli, şık kitaptan yalnız 1000 adet basıldı ve her kitabın arkasında numara var. Benim bulduğum 646 numaraydı. Kitap koleksiyonerlerinin ilgisini çekecektir.
  Akçağ'a gelince... Fuarın en güzel indirimleri şüphesiz ki burada yapılıyor. Önemli eserleri hakikaten ucuz fiyatlara alabiliyorsunuz. Tüm Türk klasikleri, ilk romanlarımız burada 2-4 lira arasında. Ben buradan,


 1. Ord. Prof. Dr. Fuad Köprülü'nün "Nasrettin Hoca"sını (2.5 lira),
 2. Yine Köprülü'nün "Divan Edebiyatı Antolojisi"ni (9 lira),
 3. Osman Kibar'ın "Türk Kültüründe Ad Verme" adlı tasnif denemesini (3 lira),
 4. Prof. Dr. Saim Sakaoğlu'nun "Türk Gölge Oyunu Karagöz"ünü (7.25 lira),
 5. 1920'den 2000'e romanlarımızı ele alan Doç. Dr. Mehmet Narlı'nın "Roman Neyi Anlatır"ını (7.5 lira),
 6. Ve sadece 1.75 liraya, Oğuz Ünalmış'ın "Şairler ve Yazarlar Sözlüğü"nü aldım. ( Sonuncuyu ben aldım, üzgünüm.)

  İndirimi şöyle anlatabilirim: Mesela "Divan Edebiyatı Antolojisi"nin indirimsiz fiyatı 25 liraydı.
  Sonraki durağım Dergâh'tı. Burada %30 indirim yapılıyor. Ama ben ucundan kıyısından bir yayıncı olduğumdan % 45 indirimle aldım kitapları. Bende olmayan tüm Tanpınar'ları topladım. ( Tanpınar, en sevdiğim yazar, malumunuz.)

 "Hikâyeler", tamamlayamadan vefat ettiği kitabı "Aydaki Kadın", "Edebiyat Üzerine Makaleleler", "Mektuplar"ı ve "Sahnenin Dışındakiler". Normalde, 106 lira tutan bu kitapları, burada 74 liraya alabilirsiniz.
  Bir bibliyofilin gözü, en azından bir süreliğine kitaba doydu burada.
  En keyiflisi de, aldıklarımı güzel bir Türk kahvesiyle taçlandırmaktı.
  Fuar, 17 Ağustos'ta başladı, 5 Eylül'e dek sürecek. 240 yayınevinin bulunduğu, klima ve ferah salonuyla yazın iyi bir kaçış yeri olacak bu fuarı, 11.00- 24.00 saatleri arasında gezebilirsiniz.
  Fark etmediğim güzel kitaplar varsa, n'olur bana da bildirin.


                                                                  * * *
NOT 1: En son okuduğum kitap: Eylülde satışa sunulacak olan, Mine Söğüt'ün yeni kitabı "Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey"
Bu aralar: Yine Mine Söğüt'ün "Kırmızı Zaman"ını okuyorum.
NOT 2: Sevgi Soysal'ın "Yürümek" adlı romanının Ela'sı, Tenten çevirmeni ve Reşat Nuri Güntekin'in biricik kızı Ela Güntekin vefat etti. Yeri, edebiyat cenneti olsun.

11 Temmuz 2010 Pazar

Kitap Günü



Dün, güzel bir gündü. Hani yazıda, nasıl geçireceğim bu günü, harcayacak mıyım yoksa diye endişelenip duruyordum ya, cevabı "hayır" diye rahatça verebiliyorum şimdi ne mutlu ki.
En sevdiğim yerdeydim. Huzur dolu sığınağımda( Herkesin bir sığınağı, ne zaman gitse içindeki tüm sıkıntıyı attığı gizli bir yeri olmalı.) çınarın altında oturmuş, kitabımı okuyordum. Güzel bir çayı katık etmiştim okuduklarıma.
Çok güzeldi, huzurbaz.
Cumhuriyet Kitap Eki'nde haberini görüp koşa koşa Murat Yalçın'ın yeni çıkan kitabını almaya gittim sonra( "Hafif Metro Günleri").
Yıllar önce edebiyat dünyasında fırtına koparan, benimse hâlâ okumamış olduğum "Unutma Bahçesi"ni de atıverdim sepete.


Diğer kitap da, en güzel hatıralarımdan biri olan Selim İleri'nin kitabı. Murat Yalçın hediye etmişti. Çay bahçesine giderken hani belki okurum diye yanıma almıştım, bu vesileyle de onu da çekeyim dedim.



Haberiniz yoksa dile getirmenin vaktidir: Nazım Hikmet'i seviyor iseniz bu ayki NTV Tarih'i mutlaka alın. Nazım Hikmet'in bilinen kitaplarının dışında bir kitabı bulundu. Dergi, oldukça güzel bir dosyayla bu konuyu inceliyor. Doyurucu olmuş dahası. Ayrıca, Hıfzı Topuz'un arşivinden Nazım Hikmet'in ses kaydını( bir röportaj, bir de şiir okuması) içeren bir cd hediye ediyor NTV Tarih.



Sırf bu cd'ye milyarlar verirdim.

İyi ki edebiyat var.


Not: Füsun Akatlı geçen hafta vefat etti. Bir yazıda ele alırım diye düşünerek not düşmemiştim. Oysa ölümlerin ardından yazı yazmak zor. Madımak'ta ayrılmak zorunda bırakıldığı Metin Altıok'a kavuştu şimdi. Üzülsem de, bunu düşünüp bir an gülümsüyorum.